12 Eylül 2026 Cumartesi

İki Dünya Bir Kutsal: Zeytin Ağacı / Mehmet Taştan

 

Atina ve Kudüs, Akdeniz’in iki kadim şehridir… Biri Antik Yunan Felsefesinin, diğeri Hristiyanlığın doğum yeri… Biri filozoflar şehri, öbürü peygamberler diyarı… Biri aklın yükseldiği, öbürü vahyin indiği yerdir. Her iki yerdeki mesaj da sokağa hâkim güçler tarafından hoş karşılanmamış; insanlık belleğinde kalıcı hasar bırakan yöntemlerle imha edilmek istenmiştir.  Atina’da, kurulu düzene aykırı fikirler söylemek Sokrates’i idama götürmüş; Kudüs’te genç peygamber Hz. İsa, kendisine vahyedilen dini tebliğ ettiği için Hristiyan kaynaklarına göre çarmıha gerilerek öldürülmüştür.

Ancak iki şehrin benzerliği burada başlamaz. Zeytin ağaçlarının kutsandığı devirlere kadar geriye gider. Ki o zaman yeryüzünde ne Atina diye bir şehir vardır; ne de Kudüs’te İsa’nın geleceği bilinmektedir.

Atina’nın, zeytin ağacını kutsal sayması mitolojik bir öyküye dayanır. Anlatıya göre, Ege’nin karşı kıyısında Attika Bölgesine yeni bir şehir kurulur. Şehir yeni kurulduğu için henüz kalıcı bir ismi yoktur. Denizler tanrısı Poseidon ve bilgelik tanrıçası Athena şehre kendi adlarını vermek istemektedirler. Her iki tarafın da çok istekli olduğunu gören Zeus, taraflar arasında kavga çıkmaması için meselenin bir yarışmayla halline karar verir. Her ikisinin de şehre birer armağan sunmasını, en güzel armağanı sunanın şehre isim verme hakkını kazanacağını söyler.

Halkın gözü önünde gerçekleşen yarışmada, meydana ilk önce Poseidon çıkar. Elindeki üç dişli mızrağı toprağa saplayıverir. Toprak yarılır ve içinden bir at çıkar. İzleyiciler arasından “zafer” diye bir ses duyulur.

Sıranın kendisine geldiğini gören Athena, meydanın ortasına kadar endamlı bir şekilde yürür. Diz çöker ve toprağa bir şey eker. Herkes sükûnet içinde sonucu beklerken, dikilen şey, bir anda kocaman bir zeytin ağacına dönüşür. Onu, halkın uğultulu bir alkış tufanı izler. Ardından Zeus konuşur: “Elbette ki at önemlidir. Onunla ülkeler dolaşıp zaferler kazanabilirsiniz. Ama bir şehir için zeytin ağacı daha değerlidir.  Zira o varlığıyla şehri güzelleştirir. Gölgesiyle serinletir. Meyvesiyle insanı besler, yağıyla ışık olur, ağacıyla ısıtır” der ve Athena’yı yarışmanın galibi ilan ederek şehre “Atina” ismini verir.

Masalsı zamandan ölçeksi zamana geçişle birlikte Atina’da çok şey değişti. Mucit ruhlu insanların kurulu düzene isyanı, Olimpos’un tahtını sallanmaya başladı. Antik Atina Agorasında “sorgulanmamış bir hayat yaşamaya değmez” diyen Sokrates, o sarsıntının başlangıcı oldu. Onu, Platon ve Aristo gibi filozoflar takip etti. Onların açtığı bu yol, düşünce dünyasında o kadar kalıcı bir etki bıraktı ki, değişik ülkelerde farklı yüzyıllarda yaşamış önemli düşünce adamlarını bir tuvalde buluşturan Rafael, eserine “Atina Okulu” adını verdi.

Bu büyük değişime karşın, o yerde zeytin ağacına atfedilen kutsallık hep aynı kaldı. Şehir içi yerleşim alanlarında ilk zamanlar sadece yargıçların, senatörlerin ve avukatların evlerinin önüne dikilen bu ağaçları her geçen saygıyla selamlıyordu. Ölümsüzlüğün, bereketin ve barışın sembolü sayılan zeytin ağacının izinsiz sökülmesi ya da kesilmesi idamlık suç sayılıyordu.

Zeytin ağaçlarının sembolleşmesine ilişkin Kudüs’teki anlatımlar ise doğrudan kutsal metinlerde yer alıyordu. Nuh Tufanının devam ettiği sırada, suların çekilmeye başlayıp başlamadığını anlamak isteyen Hz. Nuh, geminin penceresini açıp güvercini eliyle dışarı saldı. Uçup giden beyaz güvercin, akşama doğru gagasında taze bir zeytin dalıyla geri döndü.[1] Bu zeytin dalı, suların çekilmeye başladığının ve bir yerlerde zeytin ağaçlarının su üstüne çıktığının müjdecisi olmuştu. Gemidekilere bayram sevinci yaşatan bu haber, Allah’ın, bir güvercinin gagasında insanlığa gönderdiği merhamet mektubu olarak okunmuş; her bakanın başka bir anlam yüklediği zeytin dalı barışın evrensel sembolü olmuştu.

İnsanlığın ikinci başlangıcı kabul edilen Nuh Tufanının ne zaman ve nerede yaşandığı sorusunun cevabı bugüne kadar bulunamadı. Ancak Tevrat’taki zeytine dair anlatımlar da o kıssayla sınırlı kalmadı. MÖ 14. yüzyılda Mısır’da başlayan hayatının son kırk yılını Tih Vadisinde sürdüren Musa’nın, İsrailoğullarını götürmeye çalıştığı Kenan Elleri, “zeytinyağı ve bal diyarı” olmakla övüldü.[2] Mabetteki “kandillerin sürekli yanıp ışık vermesi için saf zeytinyağı getirmelerini söyle.”[3] “Zeytin yağı karışımlı mukaddes mesh yağı hazırla.”[4] şeklindeki buyruklarla anıldı.

Hz. Davut’un, “ben Tanrı'nın evinde yeşeren bir zeytin ağacı gibiyim”[5] dediği kayıtlıdır. Davut Peygamber’in, Kudüs’ü aldıktan sonra Sion Tepesine yerleştiği ve Mezmurlar’da “Rab, Sion’u seçti. Kendisine mesken olarak onu istedi. Rahat yerim ebediyen budur. Burada oturacağım. Çünkü bunu istedim”[6] şeklindeki anlatımın bulunduğu gözetildiğinde, Hz. Davut’a izafe edilen bu benzetmeyle, zeytin ağacına yoğun bir kutsallık yüklendiği sonucu çıkmaktadır.

Zeytin dalı, Hristiyanlarca da barışın sembolü kabul edilmektedir. Ancak zeytin ağacına yüklenen anlam geçmişten devralınandan başka bir noktaya taşınmıştır.  Şöyle ki, onların inanışına göre, Hz. İsa, çarmıha gerilmeden önce Zeytindağı’nda dua edip gözyaşı dökmüştür. Bu nedenle peygamberin ayak bastığı ve gözyaşının aktığı o mekân kutsallaşmıştır. Hz. İsa, insanların kurtuluşu için çarmıha gerilmeyi bilinçli ve gönüllü bir fedakârlık olarak kabul etmiş ve zeytin ağacından yapılan bir çarmıha gerilmiştir. O, çarmıhta öldükten sonra yeniden dirildiği için, zeytin ağacı “yeniden doğuşun” sembolü sayılmıştır. Ortodokslar ise vaftiz ve takdis suyuna zeytin yağı damlatılmasını ritüelin geçerlilik şartlarından biri olarak görmüşlerdir.

Son semavi din olan İslam, Allah’ın, Sion Tepesinde ikamet ettiği inancını reddettiği gibi Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği iddiasını da reddeder.  Ancak önceki semavi dinlerin zeytin ağacına yönelik hürmetini genel anlamda sürdürür. İslam’ın doğduğu Mekke-Medine bölgesinde hiç yetişmeyen zeytin ağacından Kuran’da hep olumlu anlamda söz edilmesi bunun en açık delilidir. Hz. Muhammed’in, "zeytinyağı yiyin ve onunla yağlanın; çünkü o, mübarek bir ağaçtandır" şeklindeki hadisi, zeytin ağacının kutsallığını tartışmasız kılmaktadır. Allah’ın “incir ve zeytin üzerine yemin etmesi”[7] ve onu “mübarek zeytin ağacı”[8] diye övmesi, verilen değerin vardığı nihai noktayı göstermektedir.

Kutsal metinlerin zeytine verdiği bu değer teoride kalmamış, zeytinin asli vatanı olan Akdeniz havzasını bir zeytin ağacı cennetine dönüştürmüştür. İspanya’nın açık ara dünya birincisi olduğu zeytin yetiştiriciliğinde, yüzyıllardan beri İslam'ın bayraktarlığını yapan Türkiye ikinci, Mitolojiler diyarı Yunanistan üçüncü, Hristiyanlığın merkezi olan İtalya dördüncü sıradadır. Ve bugün dünyada her zamankinden daha fazla zeytin ağacı var. Bu semavi dinlere inanan ya da mitolojik öykülere anlam yükleyen insanlar için kıvanç verici… Ancak zeytin ağacının temsil ettiği barışın, yeniden doğuşun, bilgeliğin ve bereketin neresindeyiz?

Herhalde işin bu yanı insanlık adına esef verici… Zira soykırımların devam ettiği ve güçlünün zayıfı ezdiği bir dünyadan geçiyoruz ne yazık ki… 

 

 

 

 

 

 

 

 

 



[1] Tevrat, Tekvin 8/11

[2] Tevrat, Tesniye 8/8

[3] Tevrat, Çıkış 27/20

[4] Tevrat, Çıkış 30/23

[5] Eski Ahit, Mezmurlar 52/8

[6] Eski Ahit, Mezmurlar 132/13

[7] Kur’an-ı Kerim, Tin Suresi-1

[8] Kur’an-ı Kerim, Nur Suresi-35


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder