şiirleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiirleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2025 Pazartesi

Biz Yaşarken











Kavgadan, konuşmaya zamanımız olmadı,
Acul vakitlerdeki dargınlıkları sevdik.

Hiç kimseyi eli boş çevirmeyen tarihin,
Bizi haklı çıkaran sayfalarını sevdik.

Doğru söz içimizde saklı kaldı bir ömür,
Söyleyip dokuz köyden kovulanları sevdik.

Yaşarken adaleti yüceltemedik ama
Ölülerin adalet öykülerini sevdik.

Ötekinin derdini dinlemedik hayatta
Sadece sesimize eşlik edeni sevdik.

Bize gönül verenin anlamadık halinden,
Yüzümüze bakmadan çekip gideni sevdik.

Mehmet Taştan

27 Temmuz 2024 Cumartesi

Altı Levha



Çocuk gördüm,

Ne de çok seviyordu şu serçe parmağını,
Durmadan nazlanıyor, küsüyordu durmadan

Oysa küsecek kadar uzun değildi hayat…

 

Bir genç gördüm,
Hiç bitmeyen ayrılık şöleniydi,
Doğdu, annesinden ayrıldı ilkin,
Okul yollarında kaybetti çocukluğunu…

 

Bir kız gördüm,

Uzaklardan gelecek yolcuyu bekler gibi
Yüzünün güleceği günleri bekliyordu.

Ummaktan yorgun düşmüş bir hayattı onunki…

Adam gördüm,

Yıllarca peşinden koştuğu nehir

Mevsimi geçince çağırıyordu,
Ama onda ne heyecan ne de istek kalmıştı.
 


Kadın gördüm,

Elde ettiklerinin hazzını sürmek yerine,
Ele geçmeyenlerin yasını tutuyordu,
Pişmanlık denizine vurgun bir leyla gibi…
 

Şair gördüm,

Söğütler hiç durmadan nasıl emerse suyu,
Öylece emiyordu yaşanan her duyguyu,  
İstiridye karnında bir inci olmak için…

 

Mehmet Taştan



27 Haziran 2023 Salı

Zaman



Kumsalla oynaşan dalgalar gibi,
Gönülde izleri siliyor zaman.
Hiç haber vermeden geçtiği için,
Gülerek affını diliyor zaman.

Leylak mevsiminde tutup elinden,
Bir dünya kuruyor masal dilinden,
Ama anlamıyor güzün halinden,
Üstüne üstüne geliyor zaman. 

Soğukkanlılığı kışlardan almış,
Sabrını granit taşlardan almış,
Sakince uçmayı kuşlardan almış,
Dumansız yakmayı biliyor zaman. 

Mehmet Taştan 

 

 

27 Şubat 2023 Pazartesi

Deprem




Hiç böyle bir acıyla karılmamıştı ruhum,
Fay hattından kırılıp yarılmamıştı ruhum. 

Uzaklardan bakınca Antakya ayaktaydı.
Yaklaşınca enkaza dönüşen vaveylaydı.

Yaslanıp çökmüş evler, toz bürümüş kepenkler,
Issız kaydıraklarda boza dönmüştü renkler…   

İpteki çamaşırlar çırpınıp titriyordu,
Topraktan damar damar ağıt yükseliyordu. 

Bebeği annesiyle mezara giriyordu,
Kanı çekilmiş adam “dokuzuncu” diyordu. 

Bir kadın taş üstüne oturmuş ağlıyordu,
Geceyi yetim kızın feryadı dağlıyordu.

Dünkü yemyeşil tarla, boydan boya mezardı,
Koynunda genç ihtiyar binlerce ölü vardı. 

Uyuştu damarlarım, keçeye döndü dilim,
Kıyameti gördüm ya ben artık ben değilim. 

Antakya / 2023

Mehmet Taştan

31 Aralık 2022 Cumartesi

Yüzünde Açan Düşler











Klavye başında gördüğün rüya, 
Rengârenk açılmış kırdı yüzünde.
Onunla çoğalıp azalan dünya,
Sanki dile gelmiş sırdı yüzünde.

Bütün kayıtlardan silinmiş adres,
Uyurken aklından çıkmayan lades,
Sazlıkta kuşları parlatan o ses,
Bir başka âleme vardı yüzünde.

Avucunda yosun yeşili kolye,
Konsola yüzüstü düşmüş şövalye.
Masada ışıksız kalan klavye,
Yolları kapamış kardı yüzünde.

Mehmet Taştan

29 Ağustos 2022 Pazartesi

Hayat Seni Çağırıyor

 

Kıyıda yüzdüğün bu mevsim var ya
Çok çabuk bitecek, büyüyeceksin.
Her sabah boyunu ölçtüğün günler,
Burnunda tütecek, büyüyeceksin.

Belki bir sınavdan çıkıp hüzünle,
Beyaz bir kâğıda dönen yüzünle,
Daldığın rüyayı bekleyen günle
Kendine gelecek, büyüyeceksin.

Gençliğe çalacak ilk aşkın zili,
Çözecek içini sevdanın dili,
Eline değince bir kızın eli,
Tenin titreyecek, büyüyeceksin.

Ruhun hayallerle kanatlanacak,
Her yaşta bir başka dala konacak;
Bazen ıslanacak, bazen yanacak,
Yıllar gel diyecek, büyüyeceksin.

Mehmet Taştan

20 Haziran 2022 Pazartesi

Eve Dönüş Yolunda

Derslerin hali harap,
Umut yorgun, hedef sarp,
Yine başladı hesap,
Eve dönüş yolunda.

Her akşam aynı mevzu
Ve zıtlıkta yarışma,
“Artık çekidüzen ver”
“Lütfen bana karışma”

Aylar ne tez tükendi,
Beklenen güne geldi,
Kaybedip tazelendi,
Eve dönüş yolunda.

Mehmet Taştan 

31 Mayıs 2022 Salı

Üzeyir Tut Elimden












Derviş sandıklarımız bir bir bezirgân çıktı.
Üzeyir tut elimden sizin ele gidelim.
Cebimizdeki para geçmiyor bu diyarda,
Bu lisan bizim değil, bizim değil bu öfke,
Üzeyir tut elimden sizin ele gidelim. 

Hangi kalbe dokunsam parmaklarım kanıyor,
Hayal kırıklıkları kesiyor elmas gibi…
Her akşam akla ziyan havadisler duymaktan
Şaşkın bir heykel gibi donakalmış gözleri…
Üzeyir tut elimden sizin ele gidelim. 

Büyüklerimiz bize masal anlatmadılar,
Biz her gece Ömer’i dinleyerek büyüdük.
O kitabın ırmağa düştüğü günden beri
Okunacak hiçbir şey yazmıyor gazeteler,
Üzeyir tut elimden sizin ele gidelim. 

Her şey bir mevsim kadar kısa sürüyor şimdi,
Gitgide çoğalıyor Godo’yu bekleyenler;
Saatin tiktakları işlemiyor mermere
Gösteriye dönüşmüş ayinlerden bize ne?
Üzeyir tut elimden sizin ele gidelim. 

Sürüden ayrılmayı göze alan faniler,
Ya lanetli oluyor yahut medeni ölü…
Opera meydanında yanan kitaplar gibi
Karanlığa tutulan bir ışık olmak için
Üzeyir gel seninle bizim ele gidelim. 

Mehmet Taştan

12 Mayıs 2022 Perşembe

Mayısta Boğaz

Güneş dizüstü çökmüş, emziriyor denizi,
Salınıyor içinde kubbeler dizi dizi.

Çırpınıyor vapurlar, varmak için karşıya,
Çan etekli bir kızın yüzü yansıyor suya. 

Ufka batan bir kayık kaderiyle baş başa,
Sanki bütün martılar mağlup olmuş telaşa. 

Nazlı deniz, ufukta kavuşmuş sevgiliye,
Bu manzara ruhumu döndürüyor deliye. 

Kız kulesi yanından yaklaşırken bir gemi,
Hırçın köpüklü sular ıslatıyor gölgemi…

Mehmet Taştan

11 Ekim 2021 Pazartesi

Sıradan Acılar

Adına hayat denen tek perdelik oyunda
Yolumuzdan geçmeyen yolcular sıradandır. 

Başka gözlerden akan sadece su damlası,

Uzaktan baktığımız acılar sıradandır. 


Kemendin takıldığı başlar bizim değilse,

Şehzadeler sıradan, cellatlar sıradandır.


Kardeşlik dilimizden düşmeyen manifesto,

Sibirya kamplarında ölenler sıradandır.


Gemilerle taşınan köleler gözyaşımız,

Kanı Basra’ya akan zenciler sıradandır.


Kendimize gelince her elem bir felaket,

Başkasının olunca yangınlar sıradandır.


Bu nasıl bir insanlık, bu nasıl bir dünyadır?

Birinin kahkahası, ötekine tufandır!


Mehmet Taştan

18 Temmuz 2021 Pazar

Hüzünlü Perde

Bir ömür tüketip camın önünde,

Hayatı seyirlik sanıyor perde.
Siniyor yağmurlar göründüğünde,
Rüzgâra ne çabuk kanıyor perde.

Nice hüzünlere aşina, sırdaş,
Geceye arkadaş, güne arkadaş,
Camların canına kıyınca bir taş,
Zıpkın yemiş gibi kanıyor perde.

Yüzünde bir gizem, ardında uzlet,
Ayrılık insana nihai kısmet,
Karanlık gündüzü yenmeye azmet,
Derdimle dertlenip yanıyor perde.

Mehmet Taştan

16 Temmuz 2021 Cuma

Gözlerinde Çağ Yanar

Sen geçersin içinden yıllar susar, çağ yanar
Gözlerinde tutuşan mavi bir çerağ yanar.

Düştüğü kuyulardan çıkar gider sefaya
İz bırakır çöllerde ardından çağlar geçer.
Kölenin çığlığıyla yankılanır kolezyum
Sessiz bir seyircinin kalbini dağlar geçer
Unutulur mezarı Zeus’un bir adada
Efsane yatağına görünmez ağlar geçer.

Boynu bükülür gülün; bahçe yanar, bağ yanar
Bu şehrin ebruvanı o koskoca dağ yanar.

Kusva düşer yollara tarihi görmek için
Hicrandan güvercinin saçlarına ak düşer
Kanat çırpar ayrılık Leyla’nın vahasına
Çölün orta yerinde mecnuna firak düşer
Başını taştan taşa vurarak giden nehir,
Bembeyaz gelinlikle denize berrak düşer

Dinamit patlar suda; avcı yanar, ağ yanar
Bir yüzüğün kaşıyla efsane otağ yanar.

Kız Tibet’in suyuyla doldurur kadehini
Avcının sadağında intikam oku kalır
Sular çekilir elbet her tufanın sonunda
Zeytin dalı o kuştan yadigâr doku kalır.
Şirin’in sevdasıyla erir gider koca dağ,
Küllerinin içinde yanık bir koku kalır

Nasıl ateştir böyle; hasta yanar, sağ yanar
Zemheri ayazında kalan Karabağ yanar.

Viralarla denize açılan düşler gibi
Yürüyünce zamana yıllar susar, çağ yanar
Bülbülün bir kanadı düşünce ark içine
Boynu bükülür gülün; bahçe ağlar, bağ yanar
Nil mi akıyor yoksa gözlerinde müjgânın?
Nasıl ateştir böyle; hasta kalkar, sağ yanar?

Bakma öyle ne olur taht yıkılır, tuğ yanar;
Gülme, öyle gülersen gözlerinde çağ yanar!

Mehmet Taştan

26 Haziran 2021 Cumartesi

İşmar

Bir kuş gibi boşlukta sendeleyince feryat,

Suların üzerine divitle kaydet beni.
Aynaların diliyle konuşup üç-beş saat,
İçine ateş düşmüş sözlerle yâd et beni.

Gece nöbetlerinde sayıklayan şiirin,
Geçiş üstünlüğünü siren sesine terk et.
Sokak lambalarına fısıldanan düşlerin,
Duvarlara yansıyan gölgelerini seyret.

Geçeli hayli oldu, camdan işmar çağını,
Gel de kirpiklerinle istersen kalbimi oy.
Bükme öyle gülerek nazenin dudağını,
Üşüyen ellerini kalbimin içine koy.

Mehmet Taştan


11 Ocak 2021 Pazartesi

Yaş da Yanar

Aşka düşmek, bir bakışta çıkmaza vurulmakmış,
Gündüz nazlı sevgili, ardında deli gece…
Unut olmaz, ‘gel’ de, gelmez, bir köşede sessizce
Ağla, payına düşen, durmadan ağlamakmış.

Fidanlar susayınca bulutlar görünürmüş,
Yalnız nisan yağmuru ses verirmiş sesine,
Yeter artık çok çektin, erenler ülkesine
Yağmurlu bir sabahı getiren halinle düş.

Mehmet Taştan

3 Aralık 2020 Perşembe

Ne Desem Anne












Âmâ  bir dilenci, bir üst geçitte
Mahşere çağıran yanık bir sesle
Flüte hüzün ve hayat üflüyor.
Âmânın elleri ve dudakları,
Sanki yalnız beni görüyor anne.

Vicdanı kanamış kuşlar gibiyim
Ya da tüfek çatmış acemi bir er…
Mola yeri tedirgin ve telaşlı,
Belki düdük çalmak üzredir ama
İçtimaya hazır değilim anne.

Korkardın esefli sözler yazmamdan,
Olmasın isterdin şiirde hüzün.
Hiç sonu gelmeyen bir karanlıkta,
Gönlünü sesiyle sığayan çocuk,
Bir ana kuzusu değil mi anne?

Bir el tutmuş gibi şahdamarından,
Zahmetsiz doğrulup kalktı yerinden,
Kırklara karışan bir ermiş gibi,
O bir anda sırra kadem bastı da
Ardında bir tufan bıraktı anne.

Mehmet Taştan


7 Kasım 2020 Cumartesi

Kayıp Adanın Kuşları

Kuşdiliyle yazılan kitapta okumuşlar,
Yuvada gördüğünü havada öten kuşlar;
Bir şarkıyı yâd eder gibi buluşmuş orda
Sanki kanatlarıyla el ele tutuşmuşlar,
Sönmüş bir ocak gibi burnumda tüten kuşlar.

Bir şarkıyı yâd eder gibi buluşmuş orda,
Öğüdü yuvasında unutup giden kuşlar,
Kalplerinin halinden eser var yüzlerinde,
Onlar ki aşk dersini hüthütten okumuşlar
Yuvada gördüğünü havada öten kuşlar;

Tohum toprak altında baharı sayıklıyor,
Ya ne zaman dönecek geçen güz giden kuşlar,
Melül mahzun bir haber geldi uzak ellerden,
Yağmurdan kaçıyorken doluya tutulmuşlar,
Gümüş gagalarıyla içimi diden kuşlar,

Güzü darmadağınık bırakıp giden kuşlar,
Bir hüznün gözyaşları kaç günde kurutulur?
Ya kaç günde alışır ayrılığa bu şehir?
Taze gelinler gibi süzülüp giden kuşlar,
Ayrılığın adını ne renge boyamışlar?

Bulutların duruşu hayra alamet değil,
Bizi böyle selamsız bırakıp giden kuşlar,
Üç damla gözyaşı mı bir aşkın usaresi?
O kaybolmuş adanın üstünde öten kuşlar
Sönmüş bir ocak gibi burnumda tüten kuşlar.

Mehmet Taştan







Şiirin Hikayesi:


Bu şiir gerçek bir öyküye dayanıyor. Thomas Cook, Atlas Okyanusu`nda inceleme yaparken göç mevsiminde milyonlarca kuşun aynı yerde toplanıp, okyanusun üzerinde kulakları sağır edercesine saatlerce öttükten sonra toplu halde derin sulara gömülerek can verdiklerini görür. Bu manzara karşısında şok olur. Sebebini araştırmaya koyulur. Atlas okyanusunun, bu noktasında çok eskiden küçük bir ada olduğunu, kuşların göç yolları üzerindeki bu adada dinlenip yollarına öyle devam ettiklerini, ancak adanın asırlar önce geçirdiği depremlerde kaybolduğunu, kuşların binlerce yıllık bir alışkanlıkla göç sırasında yine aynı yere gelip dinlenmek için adanın bulunduğu bölgede saatlerce döndüklerini, adayı yerinde bulamayınca yorgun düşüp öldüklerini tespit eder. Bu hazin öyküden çok etkilendim. Her kuşta bir insanın, her insanda bir kuşun olduğunu hissettim. Bu şiir böyle doğdu.


20 Temmuz 2020 Pazartesi

Başaklar Erdemle Eğilir











Her insanın ay gibi karanlık bir sinesi,
Henüz öğrenmediği bir hayat dersi vardır.
İnsan dilinde saklı, kader dilin ucunda
Düşlerle harelenen gönül bahçesi bir de…

Hedefsiz bir gemiye hangi rüzgâr yön verir?
Talih kuşu da konmaz, yatırımsız hayale.
Hayat, mücadeleyle resmedilen tuvalde,
Zafer, ufak adımla başlayan seferdedir.

Acıyı tadanların şefkatle açar kalbi,
Olgunlaşan başaklar erdemle eğilirler.
Her mum, yanan bir mumun ateşiyle tutuşur.
Bengisuyla yıkanır sevgiyle dirilenler.

Kin ekilen tarlanın güzünde olmaz hasat,
Bahar kışı tanımaz, yeşermez taş bahara
Oysa: kral ve yoksul acıkır bir iştahla
Aynı kutuya girer sonunda piyon şahla.

Bilgeler ve bulutlar vermek için alırlar.
Ölüm yaymaz kahraman, ölüme meydan okur.
Ki onda hayat bulur öldürmeye gelenler.
Kaval bile parmaklar okşayınca şad olur.

Her yas da üç gün sürer, her düş, her mükemmel de…
Gönül sarayı yalnız sevgi ile açılır,
Otlar üç günde büyür, bir gül ahir zamanda.
Kalbini bir sera yap, gül yetiştir koynunda.

Susuz su aradıkça, su da susuzu arar;
Sürekli düş görenin gerçekleşir rüyası,
Susamadan kuyu kaz, sevgi ile silahlan
Şair, zaman kaydına bağlan artık ne olur!

Mehmet Taştan

10 Nisan 2020 Cuma

Limanla Söyleşi

Sabırla beklemek var senin tabiatında
Onun da derya derya dolaşmak fıtratında,

Öyle bir belada ki, tuzlu sularla başı,
Asırlardır bitmiyor bu amansız savaşı,

Kim bilir şimdi hangi fırtınaya tutulmuş,
Hangi açık dilberin endamına vurulmuş,

Düşe kalka geçerken dalgalar arasından,
Ne bilsin ağlayan var günlerdir arkasından,

Aylar süren yalnızlık, yıllar süren yorgunluk,
Bakıyor ilgisizce sulara donuk donuk.

Lombozları kızarmış ağlıyor mu bu gemi,
Özlem mi onu yakan, başka bir düşünce mi?

İçini dökeceği bir liman mı arıyor?
Bakıştığı sahili yoksa sen mi sanıyor?

Gece karanlığında çıkıp giden bir gemi,
Bir daha dönmez asla boşa bekleme e mi?

Mehmet Taştan


2 Ocak 2020 Perşembe

Bu Şehir Sana Benziyor

Vakit yine gece, mevsim yine yaz,
Radyoda, babuba çalıyor yine...
Toprakta nemli bir deniz kokusu,
Ağaçlarda dalga hışırtısı var;
Saçımla oynarken ılık bir rüzgar,
Bu şehir bir anda sana benziyor.


İçimden geçeni hisseder gibi
Gökyüzü mavi bir abiye giymiş;
Bulut mu, değil mi anlayamadım,
Sanki gelinlikle kordona inmiş;
Denizin kalbinde yanan limanda
Bu şehir bir anda sana benziyor.

Fıskiyeyle başı dönen lambalar,
Rengarenk yansıyor palmiyelere;
Gecenin gizemi, ışığın rengi,
Hazdan sarhoş olup düşüyor yere;
Gözlerim dalarken hatıralara,
Bu şehir bir anda sana benziyor.

Mavi tabelaya, şehrin yerine,
Ah senin adını yazmışlar sanki;
O eski günleri anarken kalbim
Sesini yakından duyar gibiyim
Bu şehir, bu deniz, bu koku, bu ten
Seni ilk gördüğüm güne benziyor.

Mehmet Taştan

11 Ağustos 2018 Cumartesi

Mum


Odan niye karanlık,
Niye yalnızsın böyle?
Büyülenmiş gibisin,
Bir kırlangıç tüyüyle.
Nereye göçüyorsun,
Böyle yalnız başına?
Gündüzü kurt mu yedi,
Söyle Allah aşkına?
Üflesem gücenirsin,
Yanar dokunsa elim;
Kim için yanıyorsun,
Bi söyle de bilelim?
Bir kibrit çöpü müdür,
Uğruna tutuştuğun?
Böyle gönüllü gidip
Mahşerde buluştuğun?